Ben de gemideyim :)
Arctic Sunrise’da iletişim koordinatörlüğü yapacak olan Basak bizimle calışmaya başlayalı bir yıldan fazla oldu. Müthiş sorumluluk sahibi, her yere koşuşturan küçücük ve sevimli haliyle hiçbir işi geciktirmeyen güzel Başak’ımız bu gemide olacaktı. Ama ailesinden önemli bir kayıp yaşadığı için son dakikada onun yerine ben gemiye bindim. Başak’ın tüm tatlılığıyla üzerine aldığı büyük sorumlulukları yerine getirmek için buradayım, umarım başarabilirim.
Yazacak çok şey var ama hemen başlayamadım, en azından 24 saat verdim sonradan kendime. Dün yaşadığım heyecandan ve keyiften sık sık gözlerim doluyordu çünkü bu denizin kıyılarında büyüdüm, burada ilk kulaçlarımı attım, burada ilk kez daldım. Ben burada denizi sevdim. Hatta kirli olmayan her su birikintisini seviyorum. Akdeniz verdi bu sevgiyi bana.
Deniz özgürlüktür, sonsuzluk hissidir, meditasyondur. Derinleri hiçbir sesin geçmediği saklanma, dünyaya ara verme alanıdır. Deniz, anne karnı gibidir.
İşin ilginç yanı bu sevgi bana babamdan bulaştı. Küçüklüğümden beri babam debdebeli hayatının her anında Adana’dan kaçıp Akdeniz’e sığınırdı. “Birkaç saat daldım mı bütün stresimi unutuyorum” derdi. Avladığı bütün balıkların hikayeleriyle, onlara gösterdiği saygıyla ve şefkatle büyüdük. Balığın iyisiyle yani levrekle, lagosla, orfozla, karagözle, çipurayla büyüdüğümüzü de söylemeden geçemem. Yani hem kendine hem de bize hatta tüm dostlarına faydası dokunurdu.
Şimdi bu balıkları bulmanın giderek zorlaştığını bilmek bana üzüntü veriyor çünkü küçük balıkçıların dostu mavi yüzgeçli orkinos, onları kıyıya sürükleyen Akdeniz’in çobanı orkinos, aşırı avlanma nedeniyle tehlike altında.
Mersin’e geldiğimizde birkaç saatliğine ailemin yanına kaçma şansım oldu. Babam zaten bu denizin başına gelenleri ve kampanyacımız Banu’nun mesajlarını bir meraklı olarak gazetelerden takip ediyormuş. “Orkinos yemeyiz ki biz Akdenizliler” dedi “levreğin, lagosun yanında adı bile geçmezdi, bunları avlayacak tekneler bile sonradan geldiler.”
Evet, babacığım, hepsi 5-6 senelik hikaye.. Bu tekneler çok kısa süredir her yeri sardılar. Açıldığımızdan beri neredeyse her saat başı bir ya da birkaç tekneyle karşılaşıyoruz. İşi büyütmüşler anlayacağın. Onlar büyüttükçe biz aile-boyu balıkçılara ya da ekmeklerini denizden çıkaran küçük balıkçılara pek balık kalmayacak. Onlar işi büyüttükçe uluslararası toplantılarda orkinosları savunmak daha da zorlaşıyor. Onlar büyüdükçe hükümetler bizi değil onları dinliyor.
Parayla çalışan akıllar bir yere kadar görebilirler. Akdeniz’i parayla değil anlamla, deneyimle sağduyuyla ölçmek gerek. Ailenize parayla değer biçebilir misiniz, bırakın onu, ailenizle yaşadığınız tek bir güzel anıya değer biçebilir misiniz? Geçmişinize değer biçebilir misiniz? O zaman bırakın Akdeniz orkinosu da barındıran bir aile olarak kalsın. Bırakın, “benim Akdenizim” yıllar önce Adana’dan ayrılırken bıraktığım gibi kalsın.

Yorumlar
Akşam haberlerde bu saldırıyı duyduğumda bir Mersinli olarak çok üzüldüm ve utandım. İnsanların bu kadar cahil ve menfaatçi olması inanılır gibi değil. En çok da yetkililerin duyarsızlığı beni rahatsız ediyor. Bu yapılan düpedüz suç, Türkiye hukuk ülkesi olarak nasıl böyle bir saldırıya kayıtsız kalır? O kendini bilmez insan müsfettelerinin cezalarını bir an önce almalarını istiyorum. Bunun için de yetkilileri göreve davet ediyorum.
Posted by: gaye | June 1, 2008 12:08 PM
Bir Su Ürünleri Mühendisi olarak olanlardan üzüldüm. Bize ilk olarak öğretilen sürdürüleblir balıkçılık idi. Bunun da ilk şartı var olanı korumaktır. Maalesef Thunnus'ların (Orkinos)yumurtlama bölgesi olan alanda bu yapılanlar üzücü. Burda yapılması doğaldır çünkü balıklar da diğer canlılar gibi üreme zamanı, enerjilerini üreme faaliyetlerine harcayacaklarından, kolayca yem olabiliyorlar. Tıpkı yumurtlamak için Karadeniz sularımıza gelen Rus Kefali balıkları gibi.. Eğitimiz de aldığımız diğer ekolojik ders ise bir balığa en az bir kere üreme şansı vermektir. Düşünsenize, Engraulis encrasicolus (Hamsi) balığı yaklaşık olarak 50 bin yumurta veriyor. Bunu düşünerek en az bir kere mantığını sanırım anlayabiliriz. Bu konuda Bakanlık ve/veya Koruma Kontrol birimlerinde görevli insanlara büyük görev düşüyor. Başka Türkiye yok, Başka Dünya da yok, o yüzden taşın altına 'hepimiz' elimizi koymalıyız, yarın çok geç olmadan. Saygılarımla. Su Ürünleri Mühendisi, Evren
Posted by: Evren | June 1, 2008 2:39 PM