Türkiye, kuraklık, iklim
Fatih tarafından,
”Konferans salonunun akkor ampüllerini enerji tasarruflu ampüllerle değiştirerek hemen başlayabiliriz bu işe. Böylelikle bizden sonra bu salonu kullanacak kişiler de bu salonda iklim değişikliği konferansı yapıldığını fark ederek, değişime kendilerinden başlayabilecekler.”
Bu sözler, 27-28 Ekim tarihlerinde İTÜ Maçka Sosyal Tesislerinde Türkiye Yeşilleri ve Alman Heinrich Boll Stiftung Derneği’nin birlikte düzenlediği, İklim Değişikliğinin Türkiye Üzerinde Etkileri: Susuzluk, Kuraklık ve Tarımda Yaklaşan Kriz konulu Kuraklık Sempozyumu’nda, Birlikte Neler Yapmaliyiz? başlıklı forumda REC İklim Değişikliği Proje Yöneticisi Yunus Arıkan tarafından dile getirildi.
Akademisyenlerin, sendikacıların, STK temsilcilerinin ve meslek odası temsilcilerinin katıldığı sempozyumda, sanılanın aksine su fakiri olan Türkiye’nin, olumsuz etkileri görülmeye başlanan Küresel İklim Değişikliğine karşı ne kadar mücadele ettiği ve olumsuz etkilerine karşı ne durumda olduğu bütün boyutlarıyla ele alındı.
Yazık ki, ülke olarak hiç de iyi durumda olmadığımız bilimsel olarak ifade edildi. Orta enlemde yer alan Türkiye, yarı-kurak bir iklime sahip olmasına, küresel iklim değişikliğinden en erken ve en etkili zarar görecek bölge olan Akdeniz havzasının kuzeyindeki ülkelerden İspanya ile birlikte ilk sırada yer almasına rağmen, en önemli küresel çözüm olan Kyoto Sözleşmesi’ni henüz imzalamış bile değil. Kaldı ki, Türkiye Kyoto’yu imzalasa bile 2012’ye kadar bir yükümlülüğü olmayacak. Yani denildiği gibi ağır ekonomik maliyetlerin altına girmemekle beraber, Türkiye’de sürdürülebilir yaşam için ilk adımlar atılmış olacak.
Iklim değişikliğinin en önemli sonuçlarından olan kuraklık, dünyada afetler sıralamasında ilk sırada olmasına rağmen ülkemizde konuyla ilgili herhangi bir yasal düzenleme bile yok. Afetlere karşı risk yönetimi yerine, kriz yönetimi anlayışını benimseyen ülkemizde afet olmadan harekete geçilmiyor. Afet gerçekleşmeden hazırlık yapmak gibi çalışmaları da kapsayan risk yönetimi ile afeti engellemek veya zararlarını azaltmaktansa, afet gerçekleştikten sonra kriz yönetimi ile insanlar çaresiz bırakılmakta. Oysa ülkemizde kişi başına düşen yıllık ortalama su miktarı dünya ortalamasının altında.
Sempozyumda kafamda soru işareti yaratan açıklamalar da yer aldı:
Örneğin; her gün İspanya’dan İngiltere’ye 290 ve yine her gün İngiltere’den İspanya’ya 300 ton patates ihraç ediliyormuş. Eğer patatesler bu mesafeyi yürüyerek katedmiyorsa ve bu patatesleri taşıyan araçlar petrol kullanıyorsa, cevap o kadar da uzak değil. Dünyadaki halihazırdaki fosil yakıt tüketiminin azaltmaya çalışmak yerine, neden kullanım teşvik ediliyor?
Dünyanın tahıl üretimi ortlaması, tüketim ortalamasından hep daha yüksek kaydedildiyse, neden hala açlık çeken 850 milyon insan var ve buna her yıl 70 milyon daha ekleniyor?
Su, herkesin faydalanabilmesi gereken temel bir hak iken, ihtiyaca dönüştürüldü ve şimdi metalaştırılmak isteniyor. Temel haklar özelleştirilebilir mi? Dünyada artık petrol tekelleri gibi su tekelleri oluşmaya basladı. Dünya nüfusunun % 67’si suya yeterli ve sağlıklı şekilde ulaşamıyor.
Peki ne yapmali?
Sempozyuma bu soryuya verilen cevap şöyle oldu:
-Sera gazı salımlarını bir an önce azaltmak, mümkünse durdurmak.
-Enerji verimliliğine ve yenilenebilir enerjiye önem vermek.
-Enerji, ulaşım ve su politikaları oluşturmak.
-Yerel üretime ve yerel pazara ağırlık vermek (böylece, ürünlerin ulaştırılması sırasında harcanan fosil yakıtlardan tasarruf etmek)
-Sürdürülebilir tarıma destek vermek.
-Kyoto’yu bir an önce imzalamak ve gereklerini yerine getirmek.
-Havza bazında entegre su yönetimi yapmak.
-Enerji tasarrufu yapmak.
-Tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmek.
-3R kuralını benimsemek: Reduce (azalt), Recycle (geri dönüştürmek), Reuse (yeniden kullanmak)
-Karar verme süreçlerine katılmak (Karar mercilerinden talepte bulunmak, bilgi edinme hakkımızı kullanmak)
Eğer küresel bir sorun varsa, çözüm icin yapılması gereken şey işe KENDİNDEN BAŞLAMAK, senin gibi düşünenlerin sayısını artırarak ÇOĞALMAK, TALEP ETMEK,
YÜRÜMEK.
İkliminiz değişmesin.
Fatih TAŞKIRAN

Yorumlar
Tüm belirtilenlere katılmakla birlikte bir noktanın aciliyetine dikkat cekmek istiyorum. BU TOPLUMSAL BİR HAREKET OLARAK GERİDONUSUMDUR! Kamu kuruluslarını harekete gecmeye cagırmalıyız, organize bir sekilde her evde copler gruplandırılmalı, gruplandırılmıs sekilde toplanmalı ve degerlendirilmelidir..Elimizin altındaki en yakın tehlike de cop en yakın fırsat da..Gec olmadan degerlendirmeliyiz!!!!
Posted by: Meknuze Özgüle | November 16, 2007 10:16 PM
Yorumun icin tesekkur ederim."Geridonusum" "3R" kuralimizdan sadece birtanesi;beraberinde "azaltmak" ve "tekrar kullanmak" ile bireysel ancak onemli bir katki saglayacaktir.Kamu kuruluslarini harekete gecirmek pek kolay olmamakla beraber bu yonde devam eden cabalar, kisisel "3R" uygulamalarini onemsiz kilmamali.Kaldi ki kamu destek ve tesvikleri bu ulkede yazikki nukleercilere,fosilcilere verilmekte.O yuzden bizler bireysel insiyatif alip kitlesel hareket edersek sanirim hukumetler buna duyarsız kalamayacaktir.(Ayristirilmamis copleri toplamayan copculer! Hatta ayristirmayanlara ceza verilmesi! Ne guzel olurdu:) Ancak bu yontemler ne uygulanabilir ne de kalici cozum saglayabilir;oncelik bilinclenme ve bu bilinci olabildigince yaymak olmali diye dusunmekteyim.
Posted by: Fatih Taşkıran | November 23, 2007 5:19 PM
ben yani bu insan sizlere yeni katılmış olmaktan utanıyorum affedin ama kabul edin geç kaldım ama gönlüm sizlerleydi hep.. herkese selam birlikte çalışmak dileğiyle
Posted by: savaş ileri | January 28, 2008 4:04 PM