Yüzümdeki Arı
‘Nuh’un Kampı’nda 5. gün. Bugün, kampımıza, oybirliğiyle ‘Nuh’un Kampı’ adını verdik. Dağ manzarasında harika bir kahvaltının ardından, Gerwald ve Oğuzhan’la birlikte Doğu Beyazıt’a doğru yola koyuluyoruz. Beni, bloğumu yollamam için internet cafeye bırakıp, Wolfgang (genel proje koordinatörü) ve Erkut’u (Türk ofisi lojistik koordinatörü) almak için Van’a devam ediyorlar. Bloğumu yolladıktan sonra yaklaşık 4 saatlik bir boş vaktim var. Bir haftadır duş almıyorsanız, zaman öldürmenin en verimli şekli nedir? Özellikle Türkiye’de? Evet! Türk hamamı, tabiki. Güneş enerjisiyle çalışan duşlarımız gümrükte takılı kaldığı için 1 hafta boyunca yıkanamayarak kendi kişisel rekorumu kırmış bulunuyorum ve son sürat hamamın yolunu tutuyorum. Hamam’da hoş 1 saat geçirip kendimi derinlemesine temizliyorum. Hayat çok güzel! Ve temiz! Hamamı huzur ve uyumla terk ettikten sonra vejeteryan öğle yemeğimi yemek için börek dükkanına dalıyorum. Bir vejeteryan olarak kamp dışında fazla bir yemek seçeneğim yok.
Öğle yemeğinden sonra, kampa geri dönüyoruz. Kampa dönmek çok heycan verici, çünkü bugün bölgedeki arıcılarla röportaj yapacağım. Arıların küresel ısınmayla etkileşimi oldukça fazla. Son yıllarda sayılarında küresel anlamda bir azalma görüldü. Özellikle ABD’de, bilimadamları arı nüfusunda yaklaşık olarak % 70’lik bir azalma görüldüğünü belirtiyorlar. Bunun bir çok sebebi olabileceği fikrindeler. Bunlardan bazıları; GDO’lu ve/veya hormonla ve böcek ilacıyla beslenmeleri, cep telefonunun yaydığı radyasyon, daha verimli hale getirmek için genetik yapılarına yapılan müdahaleler ve iklim değişikliği.
Sabine (video takımının yönetmeni) ve ekibiyle yola koyuluyoruz. Iğdır’dan yaklaşık 30 km. uzaklıkta, Sürmeli köyüne gidip, Şevki can ve kardeşi Fettah Can ile röportaj yapıyoruz. 14 yıldır arıcılık yapıyorlar. Şevki, 30 yıl çalıştığı Köyişleri’nden emekli. “Arıcılık harika bir iş.” diyor Şevki, “Arılar harika yaratıklar ve onların sırrını ancak Allah çözebilir”. Bugün Iğdır’da hava çok daha serin ve çiftçiler arpa yetiştiriyorlar. Bölgedekilerin söylediğine göre çiçekler arıların temel besinleri ve normal olmayan çiçek açma dönemleri yüzünden arılar yeterli besin bulamıyorlar. Artan hava sıcaklıkları da arılara zarar veren virüslerin daha dayanıklı ve tehlikeli hale gelmesini sağlıyor.
Röportaja Fettah ile devam ediyorum. Arıcılığa başladığından beri kendi bölgesi dışına hiç çıkmamış. Bu yüzden, bölgeyle ilgili oldukça çok bilgiye sahip. Ondan arıcılık hakkında bir çok şey öğreniyorum; kraliçe arı 4-5 sene yaşarken, normal arılar en fazla 1 sene yaşarmış. Arılar siyah giyen insanlara saldırır, beyaz giyenlere karşı ise daha barışçıl davranırlarmış. Çok çalışkanlarmış ve tembel arıları hemen öldürürlermiş. Bu yıl bölgenin oldukça fazla yağış aldığını ve kışın çok çetin geçtiğini belirtiyor Fettah. Bu da arıların geç toparlanmasına, daha az üremesine ve verimsiz olmalarına yol açmış. Geçen seneki kuraklık yüzünden, her kovandan yalnızca 4-5 kilo bal çıkarabilmişler. Ardından asıl noktaya geliyoruz; Fettah’a son yıllarda arılarının sayısında herhangi bir azalma olup olmadığını soruyorum. O da, sahip olduğu 150 kovandan 15’inin geçen sene telef olduğunu belirtiyor. Bunun asıl sebebinin Varova denilen bir parazit olduğunu düşünüyor. Bu parazit yüzünden yavrular canlı çıkamıyormuş. “Kuraklık…” diyor Fettah, “… paraziti etkiliyor.” Ona tarım yaparken böcek ilacı, GDO’lu tohum veya hormon kullanıp kullanmadıklarını soruyorum. O da köyde sadece organik tarım yaptıklarını söylüyor.
Einstein bir keresinde “Eğer dünyadaki arıların nesli tükenirse, insanoğlunun ancak dört yıl ömrü kalacak. Arı yoksa, çiçekler döllenemez ve insanın sonu gelir!” demiş. Durum henüz o kadar korkunç değil. Yani iklim değişikliğiyle ilgili gerekli önlemler derhal alınırsa, ekosistemi yeniden dengeleyebilir ve Şevki’nin de dediği gibi, arı gibi harika yaratıkların kitleler halinde ölmesini engelleyebiliriz.
Nuh’un Kampı’na dönüyoruz. Bir arı yüzüme doğru uçuyor. Tanrım! İyi ki, hala varlar!

Yorumlar
Onlar VARlar... Biz gibi hep buradalar, iyi ki. Orada olmanızın mutluluğunu paylaşıyorum tüm varlığımla. İyi ki varsınız, ve iyi ki seçim yapıp Ağrı'ya gittiniz. Yaratmakta olduğunuz sadece Nuh'un Gemisi değil, "sevgi" ve BİRlik...
Sevgimizle...
Teşekkürler.
Posted by: Gaia | May 29, 2007 11:42 AM
öncelikle Çalışmalarını tebrik etmek istiyorum. Ancak bir gerçegide hatırlatmadan edemeyecegim Sizin yaptıgınız geminin gerçegi Cudi dagında ve bunun kalıntılarına "abdulkerim özervarlı" isimli bir kişi 1960 yıllında rastlamıştır...
Posted by: Zeynel | June 7, 2007 3:57 PM
yaşamın güzeliğini gelip gecici sanan insanların sadece günü birlik yaşayan insanların,bu dünyada ve yaşamda hakları olabilir am bu hakları hak etmek için ilk olrarak evlerinde başlasınlar yaşamı yaşanır kılamak için,su dünyanın oluşmasının kaynağının en önemli maddei değerini bilelim.. yaşam varsa dünya döçnüyorsa yanlız değilsiniz
Posted by: gül | June 12, 2007 8:32 AM