Ve Karşınızda Güneş Duşları!
Pınar Tarafından,
(Oğuzhan omuzlarıma masaj yaparken günün yorgunluğunu uğurluyorum... Saat 20:58. 23 Mayıs 2007. Hani vardır ya o ilk cümle.... Gelmez bir türlü aklına. Anlatacak bir sürü şey vardır halbuki. Konuşarak anlatırsın da bir çırpıda, yazarken gelmez bir türlü.)
Bugün büyük bir gündü kamp için. 2 hafta boyunca gümrükte takılı kalan güneş duşlarımızı nihayet ilk defa kullanıyoruz. Önce duşları inşa etmemiz gerekiyor. Bu noktada imdadımıza tabi ki yine Timo yetişiyor. Timo depo sorumlumuz. Daha doğrusu elinden her iş gelen, çok amaçlı, çok kullanımlı, her eve lazım bir şahıs. Odun, kereste ve branda kullanarak duşun dış cephesini Aslıhan, Oğuzhan, Gözde, ben ve tabi ki olmazsa olmaz Timo’yla birlikte kurduktan sonra, muhteşem güneş duşumuzu da monte ediyoruz. Gayet ilkel ama bir o kadar da basit ve kullanışlı bir sistemle, çevreye zarar vermeden ve sadece 10 lt. suyla nasıl duş alınır hep birlikte şahit oluyoruz.
Duşumuzu kurduktan sonra, her zamanki gibi Sabine ve ekibiyle birlikte yola koyulduk. Bu seferki durağımız, bekçimiz Kemal’in köyüydü. Köyün Türkçe adı Şehmuze, Kürtçe adı Gevru. Toplam 60 kadar kişi yaşıyor. Kışın zamanlarını şehirdeki evlerinde yaşayıp, hayvancılık ve başka işler yaparak geçiren köy sakinleri, yazın ise, köyde hayvanlarıyla birlikte geçiriyorlar. Köyde okul yok. Bu yüzden okula giden çocuklar kışın Iğdır’da, bir yetişkinin refakatinde kalıyorlar. Bu yetişkin ise, dönüşümlü olarak değişiyor.
Kemal’in akrabalarıyla tanışıyoruz köyde. Müdür Saltık da bunlardan biri. Kemal’in amcası. Sohbet etmeye başlıyoruz Müdür’le. Iğdır’lı olduğunu ve diğer köylüler gibi yılın sıcak aylarını köyde geçirdiğini söylüyor. Bu kışın çok soğuk ve zor geçtiğini söylüyor Müdür. Geçen yazın ise çok sıcak ve kurak geçtiğini ve bu yüzden bir çok hayvanının telef olduğunu belirtiyor. 28 koyunun ve 3 ineğinin sıcaklarda sarılık geçirip, öldüğünü söylüyor.
Bölgedeki bir çok köyde olduğu gibi, burada da su ve elektrik yok. Suları tankerle geliyor ve bu suyla depolarını dolduruyorlar. Çamaşırlarını da elde yıkıyorlar. Kemal’in kızları bizim de imdadımıza yetişip çamaşırlarımızı yıkadılar. Onlara buradan sonsuz teşekkürler! Kemal’in eşi Rojde henüz 43 yaşında olmasına rağmen dokuzuncu çocuğuna hamile ve çok zor bir hamilelik dönemi geçiriyor. Kızları yöredeki bir çok kız gibi, okula gitmemişler ve okuma yazma bilmiyorlar. Büyük kızı Derem, görücü usulüyle evlenip başka bir köyde yaşamaya başlamış. Ruken ile sohbet ediyoruz biraz. 13 yaşında. O da okula gitmemiş ve okumayı çok istediğini söylüyor. Bana boncuklardan kendi yaptığı ve bir senedir kolundan çıkarmadığı bilekliğini hediye ediyor. Ona teşekkür ediyorum.
Süt sağan köylü kadınlar, inekler, alabildiğine yeşillik, Ağrı Dağı...
Okuma yazma bildiğim ve size bu bloğu yazabildiğim için şanslı hissediyorum kendimi. Cehalet erdem midir, değil midir o tartışılır ama bildiğim bir şey var ki, bu insanların yüzünde gördüğüm mutluluğu ve doğallığı kent yaşamında arıyorum. Sanırım buraları çok özleyeceğim İstanbul’a dönünce...

Yorumlar
I love the pic, looks so beautiful and fragile!Enjoy the peaceful silent over there!! Kuss Beyhan
Posted by: Beyhan | May 30, 2007 4:51 PM