Elif tarafından,
-hello!
-hello canım sana da
-anaa bu hello değilmişşş...
16 saat süreceği söylenen fakat, Erzurum'daki bir köprü yıkılması, yol üstünde de heyelan olmasının ardından 22 saat süren Ankara-Doğu Bayazıt yolculuğundan sonra nihayet buradaydık. Daha sonra vakit olmaz diye gelmişken hemen İshak Paşa Sarayı'nı görelim diye sırt çantalarını otogara bırakıp sarayı işaret eden tabelayı takiben yürümeye başlamıştık ki yolumuzu Greenpeace minibüsü kesti. Ah beeee... enselendik çok fena. Hemen yakamızdan tutulup minibüse atılmak suretiyle kamp alanı için günlük alışverişi yapıp yukarı çıkartıldık. Her şey yolunda. Gemi epeyce ortaya çıkmış, marangoz ekibi kan ter içinde. “Her türlü işi yapmaya hazır geldim” diyorum, “Bana iş verin!”. “Merak etme” diyorlar “İşler geliyor.” Akşam yemeğinden iki saat önce harika bir yağmur başlıyor, sonrasında da akşam güneşiyle birlikte iki tane gökkuşağı. Evet, her şey yolunda...
O akşam gündemle ilgili bilgilendirme alıyoruz. Ertesi sabah kahvaltıyı takiben işlere dalıyoruz. Akşam yemeğine kadar çok yoğun her şey. Akşam yeni gelenlere kampı anlatırken ne zaman geldin diyenlere işte oldu 3-5 gün dediğimi fark ettim ve aslında nasıl yani, daha dün geldim yahu.
Gelmeden önce Gözde'yi aradığımda, "Geliyorum bak, benim yapacağım iş var di mi?" demiştim, "Gel gel senin işin hazır demişti o da". Tüm kamp işinin dışında benden yapmamı istedikleri, Ağrı Dağı Projesi'nin belgeselini çeken Alman film ekibinin asistanlığını yapmakmış. Dün onlarla birlikte 'Korhan Şenliği'ndeydik sabahtan öğleden sonraya kadar. Kamp yerinden 40 dakika viraj yukarı çıkaraktan ulaştık şenlik alanına. Azerbeycan, Ermenistan ve bilimum Türki Cumhuriyetlerden gelenler çevre köylerden gelenlere dahil olmuşlar. Bana soruyor Nahçıvan'lı bir teyze "Siz bilmektesiniz bu şenlik niyediiir?" hakkaten bilmiyoruz niye burada, bu kadar kapsamlı bir şenlik yapılıyor bugün. Hemen başka bir amca atlıyor, diyor ki; “Çok da eski, geleneksel bir şenlik değil bu. Baharın gelişini bahane ederek aşiretlerin bir araya gelip kaynaşıp barışmasını sağlamakmış esas amaç. Aşırı güvenlik önlemlerinin nedenini anlıyoruz. Festival alanında her köyün çadırı var, ve yaklaşık elli tane yörük çadırı var. Hepsi bizi yemeğe çağırıyor. Bir çay içiyoruz bir tanesinde, ama atlı cirit yarışı başlamak üzere. Yiyemeden çıkıyoruz. Görüntü alan kameramızın etrafını uzunca bir halay grubu sarıyor. Kameraman Wolfgang diyor ki; “Ben Türk değilim. Herşey bana enteresan geliyor. O yüzden sana da ilginç gelen şeyleri göster de onu çekeyim.” E bana da her şey çok ilginç, çok yabancı, çok otantik. Halay ekibinden iki kişi de tüm yüzlerini kaplayan koyun kılından yapılmış maskeler, kafalarında boynuzlar, boynuzlara takılı Türk bayrakları. Ermeni, Azeri, Türk, Kürt birlikte halay çekiyorlar.
Piste doğru yöneliyoruz, şenlik eğlenceleri başlıyormuş. Atlı cirit spor klubünden şahane arap atları üstünde yarışmacılar çıkıyor. Epey uzun süren müsabakada, iki takımdan atlıların hızla koşup birbirlerini ellerindeki sopalarla dürttükten sonra sopaları fırlatmalarının dışında oyunla ilgili pek bir şey anlamadığım noktada gemiyi de ziyaret etmiş bir zabıta abi yanıma yanaşıyor. Bunun cesaret isteyen bir ata sporu olduğunu, esas olayın binicilerin at üstündeki marifetlerini birbirine göstermesi olduğunu anlatıyor. 1 saat kadar davul-zurna eşliğinde süren oyunu kaydediyoruz. Oyunun bitişi o kadar da enteresan olmuyor tabi. Hızla giden bir yarışçının atı duruyor birden bire ve yarışçı geldiği hızla attan uçarak yere düşüyor, platformdan sunucu yarışın bittiğini duyuruyor.
Güneş tam tepede, Korhan Yaylası çukurda kalıyor ve bütün güneşi emiyor kafamız. Karnımız da çok acıkmış, bir şeyler yemek için çadırlardan birine gidiyoruz. Çay içerken aynı çadır altında oturan Çiçek Abla ve iki güzel gözlü kızı yanıma geliyorlar. Çiçek Abla önce kim olduğumu burada ne aradığımı soruyor, daha sonra başlıyor kendini anlatmaya. İki kızıyla bir oda ve girişten oluşan bir evde oturuyormuş. Banyoları yokmuş o yüzden kızların saçını uzatmasından hiç memnun değil. Ama diyor işlerim düzeliyor, bir öğrenci yurdunda iş bulmuş Iğdır'da, ayda 400 lira para kazanıyormuş, onu biriktitirip banyolu bir eve çıkacakmış kızlarıyla. Kocası geçen sene başka bir kadınla beraber gitmiş. Diyor ki, kolundaki altın bilezikleri göstererek, "Yurtta çalışan bir arkadaşımın aslında bunlar. Şenlikte belki kocamı o kadınla görürüm de bilezikleri gösteririm diye aldım bilezikleri, ama şimdi çok üzüldüm. Niye aldım ki kızın bileziklerini kolundan? Sabahtan beri bunu düşünüyorum." Nuh'un Gemisi'ni ziyaret etmelerine dair söz alıp ayrılıyorum yanlarından.
Öğleden sonra çok büyük bir yağmur ve fırtına. Çadırların bazıları uçuyor, onları topluyoruz. Zirveye gidecek dağcılar biraz tedirgin, ama çoğunluk yağmurun yağmasından keyif alıyor.
İnternet sitesine iklim değişikliğiyle ilgili mesajlarını yazmış her dilde mesajı çıkartıyoruz. Bütün gece onları renkli ufak bayraklara yazıp, Ağrı Dağı'nın zirvesine ulaşması için dağcılara veriyoruz sabah. İklim değişikliğine, küresel ısınmaya karşı harekete geçme mesajlarını bize ileten herkesin dileğinin zirvesinden 4 ülkenin görüldüğü Ağrı Dağı'ndan yayılmasını umut ediyoruz ve sabah dağcıları uğurlamak üzere yatıyoruz.
Sabah 6'da kalkan zirve ekibi toparlanıyor ve onları 31'inde, mesajlarımızı dağlara ulaştırmış bir şekilde sağ salim, mutlu, huzurlu görüşmek üzere uğurluyoruz.

Yorumlar
Elif,
Agri dagina karsi gozlerini kapatip dinledin mi Agri ne diyor?
Onu karsima alip calamasam da,
Gonderebilecegim en guzel sesleri gonderiyorum burdan...
Ruzgarin yardimiyla geminin etrafinda yankilansin melodiler...
Gozlerini actiginda da izlemeyi unutma sesin goruntusunu :)
Sevgi & :)
Posted by: s!nem | May 28, 2007 9:36 PM
aynı güneş altında yaşarken;
aynı havayı solurken;
aynı suyu içerken;
bir tek, biricik "ev gezegen": dünya varken;
geldiğimiz kaynak da BİR iken;
insanız hepimiz; BİR iz...
güneş, rüzgar, su ENERJİ bu!
sevgi ve saygı ENERJİ!
ve hepimiz biliyoruz ki
bunlar BEDAVA!
bunlardan ENERJİ SAĞLAR İKEN EVİME/DÜNYAMA ZARAR GELMEZ!
BİZE ARTIK KİMSE DÜYAYA SAYGISIZ HALLER SATMAYA ÇALIŞMASIN.
BEN ARTIK ALMAK İSTEMİYORUM.
ÇOCUKLARIMIN, TORUNLARIMIN GÖZLERİNE BİR GÜN UTANÇ İLE BAKMAK İSTEMİYORUM!
ÖZÜMÜZ NE İLE YAŞAYACAĞINI ÇOK İYİ BİLİYOR!
aşağıdaki blog linkimde;
26 mayıs yazımın altında yer alan tüm fotolardaki canlıları gemiye koymayı arzu ediyorum :)
Posted by: nazlı çetinok arun | May 29, 2007 8:58 AM