Ağrı Dağı'na Tirmanmak
Pınar Tarafından,
Bugün, tırmanış takımından Beate, Gerwald ve danışmanımız Uçman Bey ile röportaj yaptım. Beate ve Gerwald, 21 Mayıs’ta Mustafa, Cemal ve Cemal’in arkadaşlarıyla birlikte hayatlarında ilk defa Ağrı Dağı’na tırmandılar. Cemal bizim kamptaki aşçımız ve sağ kolumuz. Ağrı Dağı 2002 yılında tırmanışa açıldığından beri dağa tırmanıyor. Deneme tırmanışının iyi geçtiğini fakat zaman zaman zorluk yaşadıklarını söylüyorlar. Özellikle aşırı soğuk ve rüzgarın onları çok zorladığını, bu yüzden 5000 metreye kadar çıkabildiklerini, asıl tırmanışta zirveye kadar çıkmayı umduklarını belirtiyorlar.
Beate, Greenpeace(GP) Almanya ofisinde web takımı başkanı. 2000 yılından beri GP ile birlikte. Yaklaşık 25 yıldır politik aktivist. GP’yi çok sevdiğini çünkü özü sözü bir bir organizasyon olduğunu söylüyor. Tırmanmaya 15 yıl önce başlamış. İlk zamanlar sadece treking yaptığını, özellikle son 5 yıldır, her tırmanışında daha yükseğe ve hatta buza tırmandığını heyecanla anlatıyor. Tırmanırken nasıl hissettiğini soruyorum Beate’ye; “Kendi sınırlarımla yüzleşiyorum” diyor, “Bu harika bir duygu.”
Greenpeace aktiviteleriyle tırmanış arasında nasıl bir köprü kurduğunu soruyorum. GP’te tırmanış aktiviteleri yapma şansı olduğunu ve bunun onu mutlu ettiğini söylüyor. Bugüne kadar yer aldığı aktiviteler arasında aklından çıkmayan bir aktivite olup olmadığını sorduğumda ise; “Braudeuburg Geçidi aktivitesi” diyor. İkinci Körfez Savaşı öncesi, Berlin’de, Braudeuburg Geçidi’ne 30 kişilik bir takımla birlikte savaşa karşı gerçekleştirdikleri tırmanışı anlatıyor. “İnsanlar bizi yukarıda sallanırken gördüklerinde, aşağıdan hep beraber alkışlamaya başladılar. Kesinlikle harikaydı. Braudeuburg, çok sembolik bir yapı. Berlin’in sembolü ve çok önemli. Berlin duvarına da çok yakın.” Doğa tırmanışları ve GP aktiviteleri sırasında yapılan tırmanışlar arasında ne gibi farklar olduğunu soruyorum Beate’ye. “Doğa tırmanışları eğlenceli ve daha kolay. Aktiviteler sırasında yapılan tırmanışlar ise, daha politik, ve yapmaktan zevk aldığın bir şeyi politik bir eylemle birleştiriyorsun. Kesinlikle çok farklı.” Projeden nasıl haberdar olduğunu ve nasıl bulduğunu soruyorum; “İlk defa, 4 ay önce katıldığım bir atölye çalışması sırasında haberdar oldum projeden. Voss bana projeden bahsettiğinde çok heyecanlandım. Tırmanışçılara ihtiyaç vardı ve onlardan biri olmak için can attım.”
Ağrı Dağı, Beate’nin de Gerwald’in de bugüne kadar tırmandıkları en yüksek dağ. Ağrı’yı Mt.Blauc takip ediyor. Mt.Blauc 4810 metreyle Alpler’in en yüksek dağı. Ağrı’dan yaklaşık 230 metre daha alçak. Fransa’da İsviçre ve İtalya sınırları yakınında. Gerwald 30 yıllık bir çevre aktivisti. 6 yıldır Greenpeace Avrupa Merkez Ofisi’nde eylem koordinatörü olarak çalışıyor. GP ile tanışmasını anlatıyor. 1981 yılında, Avusturya hükümeti Hainburger şehrindeki bir ormanı keserek, yerine enerji santrali kurmak istemiş. Bunun üstüne ormanda direniş amaçlı bir çadır kampı kurulmuş. Gerwald bu direnişe bireysel olarak katılmış ve Greenpeace ile burada tanışmış. “Harika bir direnişti” diyor, “Gece sıcaklık -15,-20 dereceye kadar düşüyordu. Çok fazla kar vardı, ve polis bize fiziksel şiddet uyguluyordu. Ama direniş yine de çok başarılı geçti. Fotoğraflarıız dünyanın bir çok yerine ulaştı. En azından bir kaç yüz insan direnişe katılmıştı ve çoğu bağımsız olarak bulunuyordu. Çevre köylerden insanlar bize sürekli olarak yiyecek, içecek getiriyorlardı. O zaman anladım ki, istemediğin bir şeye karşı direnmek gerçekten anlamlı bir şey, ve insanlar biraraya gelerek gerçek bir değişim yaratabilirler”.
Beate ve Gerwald’e, bu projede zirve yapmanın kampanya bağlamında gerçekten gerekli olup olmadığı hakkında ne düşündüklerini soruyorum. Gerwald; küresel ısınma konusunun çok kritik bir noktaya ulaştığını, ve bunu düzeltmek için hepimize çok büyük görevler düştüğünü söylüyor. “Üzerimize büyük bir yük almamız gerekiyor. Bu zor tırmanış da bu yükü temsil ediyor. Ayrıca, zirveye tırmanıyor olmamız da G8 zirvesine bir gönderme”. Beate de aynı fikirde. “Bu bir mücadele. İklim değişikliğiyle başa çıkabilmemiz için hepimizin birşeyler yapması gerekiyor. Acil önlemler almamız gerekiyor, ve bunu derhal yapmamız gerekiyor. Derhal...” diyor, “...on sene sonra değil!”.
Beate ve Gerwald’e teşekkür ediyorum ve bir sonraki tırmanış için iyi şanslar diliyorum.
Uçman Bey, bizim bu projedeki tırmanış danışmanımız. Kendisi, Türkiye televizyon tarihinin ilk televizyoncularından. 1967 yılında TRT’nin yaptığı ilk yayınlarda yer almış. Dağcılığa, üniversiteden bir arkadaşının vasıtasıyla başlamış ve 1966 yılında kurulan Türkiye Dağcılık Federasyonu’nun Toroslar’da yapılan ilk kampına katılmış. Ardından, federasyonda eğitmenliğe başlamış. Medya ve dağcılık bilgisini başarılı bir şekilde birleştiren Uçman Bey’in bir çok belgesel ve televizyon programında, medyada dağcılıkla ilgili çıkan haberlerin çoğunda ve dağcılık federasyonun yayınlarının altında imzası var.
Projenin başından beri bir çok konuda danışmanlık görevi üstlenen Uçman Bey, gemiyi ilk önce daha yüksek bir noktaya koymayı düşündüklerini, böylece geminin dağcılara konaklamaları için bir sığınak hizmeti de vereceğini, ancak hava muhalefeti nedeniyle daha alçak bir yer seçmek zorunda kaldıklarını, böylece geminin bir sergi salonu ve turizm objesi olarak daha fazla insana ulaşacağının altını çiziyor; “Geminin şu anda bulunduğu noktanın özelliği; zirveyi görebiliyoruz, Iğdır’ı görebiliyoruz, yolu görebiliyoruz. Bu yol, uluslararası bir yoldur. Doğu turları da buradan geçer” diyor. Projenin zamanlamasının Korhan Yaylası Festivali’ne denk gelmesinin büyük bir şans olduğunu düşünen Uçman Bey, projeyi duyan herkesin bunu daha önce kendilerinin de düşündüğünü söylediklerini, belirtiyor. Zirve tırmanışı hakkında ne düşündüğünü soruyorum Uçman Bey’e; “Mesajı vermek açısından gerekli” diyor.
1980 yılında, dağcı bir arkadaşı olan Hicer Dönmez Amerika’dan arıyor Uçman Bey’i. Sebebi ise, Ağrı Dağı’nda Nuh’un Gemisi’ni aramak! Uçman Bey, izin almakta sıkıntı çekeceklerini söylese de arkadaşı çoktan Kenan Evren’e mektup yazıp izni aldığını söylüyor. 3 sene boyunca dağ tepe toprak gemiyi arıyorlar. “Buldunuz mu?” diye soruyorum Uçman Bey’e, gülüyor ve “Hala arıyoruz” diyor. “İşte şimdi buldunuz” diyorum ben de.
Türkiye’nin doğa turizmi bakımından büyük bir potansiyel taşıdığını söyleyen Uçman Bey, bunun kullanılması gerektiğini, yılda 5000 turistin Ağrı Dağı’na çıktığını, artık Türkiye’deki gençlerin de outdoor sporlara ağırlık vermeleri gerektiğini söylüyor. Yeni başlayan dağcılara limitlerini bilmeleri gerektiği mesajını veriyor. Proje bağlamında, dünyaya vermek istediği bir mesajı olup olmadığını sorduğumda ise; “Sizin Ağrı Dağı Bildirgesi’nde hazırladığınız mesaj gayet net” diyor ve ekliyor; “Bu dünya hepimize lazım. ‘Bize çocuklarımızdan miras kaldı’, bir kızılderili lafı bu. Biz ne kadar düzgün bir dünyayı gelecek kuşaklara bırakırsak, o kadar düzgün bir iş yapmış oluruz. Hepimiz bu gemideyiz. Başka gidecek dünya yok. Dünyayı daha fazla yaşanılmaz hale getirmeyelim. Dünya kendi güzellikleriyle kalsın. Bir ikinci tufan yaşanmasın.”
1-Braudeuburg Gate; 19.yy’da Berlin’de savaş sonrası zafer anıtı olarak inşa edilmiş bir yapı. Berlin’in sembolü.

Yorumlar
ya çok güzel ben de ıgdırlıyım ama hiç agrı dagını yakından görmedim
Posted by: aylin | November 22, 2007 3:00 PM