Gözde tarafından,

Eskilerde, denizin deniz, toprağın toprak, havanın hava olduğu zamanlarda; hassas ve kırılgan yaratılışlı insan yaratığı, içinde yaşadığı dünyanın karmaşasından korktu, varolabilmek için zekasını kullanması gerektiğini farketti. Vahşi hayvanlardan korunabilmek için sivri uçlu mızraklar yarattı, barınabilmek için tahtadan evler yarattı, meyve toplayabilmek için sepetler yarattı. Daha fazla yemek ihtiyacı duyduğundan tarım yapmayı öğrendi, tarlalar yarattı, tarlaları sürebilmek için sabanlar yarattı, ekinleri biçebilmek için oraklar yarattı. Bir süre herşey yolunda gitti, insanlar yerleşik hayat düzenine geçti, herkesin belli bir evi, hayvanları, tarlaları oldu. Ancak hikayemizin ana konusu olan “dünya” isimli gezegenin kronik hastalıkları da bu dönemde başladı. Yerleşik hayat düzenine geçen insan, yaratılışının en büyük tuzağına düştü ve herşeyin daha fazlasını istemeye başladı. Daha büyük bir tarla, daha çok hayvan, daha büyük evler istedi. Aradan uzuun uzun yıllar geçti, çevresine uyum sağlamak amacıyla geliştirdiği zekası kontrolden çıktı, gittikçe daha fazla doğadan, yani kendinden uzaklaştı, kim olduğunu, burada ne yaptığını unuttu, kendini evin sahibi sandı, eskiden korktuğu herşeye karşı büyük bir savaş başlattı. Ağaçları kesti, hayvanları öldürdü. Betondan evler, yollar yaptı, doğal elementlerden doğal olmayan bileşikler yaptı, ormanları kesti, denizlerin kenarına, şehirlerin içlerine fabrikalar yaptı, zehirlerden yiyecekler, elbiseler, evler, hayvan öldürücüler, oyuncaklar, iletişmeye yarayan aletler yaptı ve onlardan zehirlendi. Kendi yarattığı bu karmaşa içinde kayboldu, özünden iyice uzaklaştı.