June 13, 2008

Akdeniz'de son tango

Gemi tekrar yeni denizlerde, aynı tehditleri vurgulamak ve aynı çözümleri dillendirmek üzere yola çıktı. Ben Ankara’ya Meclis’e; ardından da işimin başına dönmek üzere İstanbul’a ayrıldım. Evime varır varmaz geminin çalışkanlığını özlememek ve yokluğunu hissetmemek için duvarları boyamaya başladım.

Ankara’ya giderken yolda, otobüs Antalya’ya yani gemime kilometrelerce uzakta durmuşken dışarıya çıkıp yıldızlara baktım. Açık denizde cömertliğini esirgemeyen yıldızlara. Yengeç’in yıldızlarını, yaz üçgenini ve Jüpiter’i buldum. Ay artık yarım ay olmuştu. Açık denizlerde öğrendiğim, görmeyi öğrendiğim her şey için teşekkür ettim. Muhtemelen bir sonraki günün iş yoğunluğu nedeniyle uyumakta olan, tüm dostlarıma teşekkür ettim.

Önce Pete’e. Yıldızları okumayı öğrettiği için. Daniel’e, Geerd’e Wendy’ye, Faye’e, ilk bot eğitimimi veren Serkan ve Özgür’e vs. vs. Akşam, tüm mürettebatın isimlerini yazdım defterime, ölümsüz bir anıda parmakları olduğundan isimlerini unutmamak için yazdım tek tek.

Korumak için çabalayıp durduğun orkinoslarla yan yana gelmek ne güzel; bir iki mil ötende tuzağa düştüğünü bildiğin halde hiçbir şey yapamamaksa ne acı. Ne zor, meslektaşım demekle onur duyduğum Banu’nun yürüttüğü bu kampanya. Sen bir şey yapsan ceza yiyeceksin, Akdeniz’de bilmem hangi memleketin sahil güvenliği alıp seni götürecek. Ama katledenler değil. Hiçbir çaren yok onları kurtarmak için. Hem şimdi kurtarsan aylarca binlerce gemi avlanıyor zaten.

Kim bir şey yapabilir, o zaman? Devlet’in kapılarını aşındırmaya devam edeceksin. Tarım Bakanlığı’na gidip “Bakın, mavi yüzgeçli orkinosların bir süre avlanmaması balıkçılığın da geleceği için önemli. Lütfen, ICCAT’e giderken yasaklanması talebiyle gidin, diyeceksin.” Onlar “Kotalarımız artırılsın” diye gidecekler. Kısacası daha çok avlanma hakkımız olsun, diye. Karar verilecek yer diyerek ICCAT’e gideceksin, köşe başlarında endüstrinin beyaz yakalıları iş bağlıyor olacaklar.

Tek bir çaren var. Yine dönmek, yine baştan başlamak, yine konunun önemini anlatmak, yine kapıları aşındırmak. Ta ki, anlaşılana kadar. Ta ki, karar vericilerden birileri çıkıp “deniz rezervleri” fikrini benimseyene kadar, ta ki konu medyanın gündemine girene kadar…Ta ki, “Türk” orkinos endüstrisinin önünde çaktırmadan yürüyüp kendine çevreci diyenlerin, konudan edinebilecek hiçbir fırsatçılık şansı kalmayana kadar. Bu da ancak farkındalığı olan insanların sayısı yadırganmayacak noktada olursa olur.

Şimdi, pekala, “Orkinoslara gelene kadar ne sorunlarımız var, önce onlar çözülsün” diyenler çıkabilir. Ama tüm sorunlarımız da aynı “akıl yürütmenin” sonucu değil mi? Hem, bizim “dilsiz olanı dillendirmekten ve bu gezegenin ekolojik bütünlüğünü korumaktan” daha önemli sorunlarımız bitmeden orkinoslar ebediyen dünyayı terk ederse n’olacak? Ya bundan dolayı, Akdeniz’deki denizel yaşam bir şekilde alt üst olur, hem kıyı balıkçısı hem de orkinos balıkçısı ekmeğinden olup, Türkiye’deki işsizler sürüsüne yenileri de eklenirse..”

“Ya olmazsa”sı yok bunun.. Bilim insanları, çok az zaman kaldı, diyor.

Ankara’dan dönerken yine yolculuktan keyif almaya çalıştım. Ama yol, o kadar sanayileşmiş ki, denizin altını da karanın üstüne yaptıklarımıza benzetmemeyi umdum. Kirlenmiş ve çoraklaşmış topraklarımız kadar balıksız, plastik torba renginde, kirlenmiş ya da petrole bulanmış ve iklim değişikliğinden payını alan denizler de ürkütüyor beni.

Ve, bu korkunun milliyeti yok. Orkinosların da….

Let The Sun Shine on Social networks


  delicious  StumbleUpon Toolbar  digg  furl  google  Technorati  - Get Comments on this post via Email


Post a comment





Remember Me?

(you may use HTML tags for style)

Burn our feed!

Greenpeace: Energy Revolution

Bookmark Us!

Add to any service
Add to any service

About this Entry

This page contains a single entry from the blog posted on June 13, 2008 11:32 AM.

The previous post in this blog was While the Snow is Finally Melting Away….

Many more can be found on the main index page or by looking through the archives.

Tech Details


Powered by
Movable Type 3.33